The Fountain Türkçe Dublaj & Altyazılı

Ölümsüzlüğün ve aşkı arayışın hikayesi. 14. yüzyılda yaşayan İspanyol kaşif Tomas, hayatnın tamamını etkileyecek önemli bir misyon edinmiştir. Ölümsüzlüğün kaynağı olduğuna inandığı ağacı bulup ve bu sayede, yüzyıllardır insanoğlunun peşine düştüğü sonsuz yaşam amacına ulaşılmış olacaktır. Bu uğurda yola çıkan Tomas için yüzyıllarca sürecek bir yolculuk başlayacaktır.
20. yüzyıla gelindiğinde aynı Tomas’ı, sevdiği kadının iyileşmesi için amansız bir hastalığa karşı mücedele ederken; 2500′lerdeyse uzayda bir balonun içinde tek başına bir boşlukta yaşarken görüyoruz.

Kaynak – The Fountain (2006) Filmini Türkçe TR Dublaj & Altyazılı Divx (hd) Yüksek Kalitede Online İzliyorsunuz

Türkçe Altyazılı

Popüler Aramalar

  • the fountain izle
  • the fountain hd izle
  • fountain izle
  • the fountain izle hd
  • kaynak filmini türkçe dublajlı izle
  • the fountain türkçe dublaj izle
  • The Fountain indir
  • fountain izle hd
  • fountain hd izle
  • the fountain divx izle

Yorumlar

  • çorçor

    İlk başlarda sıkılabilirsiniz ama devamında film sizi sürüklüyor, izlenecek güzel bir film..

  • çorçor

    İlk başlarda sıkılabilirsiniz ama devamında film sizi sürüklüyor, izlenecek güzel bir film..

  • http://www.sivrisinema.com/ fafatuka

    İzlemesi güzel ama anlaması ve açıklaması zor bir film. Fazlasıyla konsantrasyon gerekiyor. Üç farklı hikaye anlatıldığı ve bu hikayeler çok farklı zamanlarda geçse bile birbirinden bağımsız olmadığı için, bazı noktalar kaçırılırsa filmden kopabilirsiniz. Bunun yanında mükemmel bir görselliğe sahip The Fountain. Benim puanım 9. O da aslında hikayenin daha anlaşılır anlatabileceğini düşündüğüm için.

    Bir de filmle ilgili bir çözümlemeyi ki bu tamamen şahsi çözümlememdir, yazarı olduğum sitede yazmıştım. Oradan bir paragrafı buraya aktarmak istiyorum, izlemiş olanlar okursa ne kadarı doğru burada tartışabiliriz. İzlememiş olanlara spoiler elbette bu paragraf :)

    [spoiler effect="simple"]Olayların başlangıcı ikibinli yıllar, yani günümüz. Tommy ki kendisi bir biliminsanıdır, karısı ölümcül bir hastalığa yakalanınca onu tedavi edecek bir ilaç geliştirme peşine düşer. Öte yandan karısı İzzi, bu uğraşın gerekli olmadığı, ölümün düşünüldüğü gibi kötü bir şey olmadığı düşüncesindedir. Ölüm yeni bir başlangıçtır ona göre. Bu düşünceye araştırdığı Mayalar’ın inançlarıyla vardığını sanıyorum. Zira o kadar inanmıştır ki rüyasında mezarına bir tohum ekilen ve böylece bir ağaç olarak tekrar yaşamaya başlayan bir Maya görür. Bunu kocasına da anlatır ve “Ben korkmuyorum” der, kocasının da ölümü bir son olarak düşünmesini istemez. Aynı zamanda İzze bir roman yazmaktadır. 16.yy’da geçen romanda “hayat ağacı”nı arayan bir İspanyol asker vardır. Filmde bu askerin yaşadıklarını da yani romanın canlandırılmasını da izleriz. İzzi bu romanı kocasına inandığı şeyleri anlatmak için yazmıştır, yani kocasının ilaç bulma çabasını gördükçe ölüme çare bulmanın gereksiz olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Zira filmin bir yerinde Tommy “Ölüm bir hastalıktır ve ilacını mutlaka bulacağım” der. Romanın sonunu yazmayan İzzi, kocasından romanı tamamlamasını ister. Burada kocasına bir seçim hakkı tanıdığını sanıyorum. Çünkü ölümü tedavi edilebilir bir hastalık olarak gören birini ölümle barıştırmanın kolay olmadığını düşünüyor olsa gerek. Neyse lafı uzatmadan sadede gelelim. İzzi’nin öldüğü gece Tommy’nin çalışmalarının sonuç verdiği haberi gelir. Tommy filmin bir yerinde karısının mezarına bir tohum eker. Bu önemli, çünkü karısnın rüyasında anlattığı şey şimdilik elindeki tek çaredir, yani İzzi’nin mezarında büyüyen bir ağaçta yaşama ihtimali. İlaç sayesinde yüzyıllar boyunca yaşayan Tommy, bir şekilde yeniden hayat verecek olan Şibalba’ya doğru yola çıkar, ağaç olarak yaşamaya devam eden İzzi ile beraber. Amacı yıldıza ulaşıp karısını yeniden hayata döndürmektir.[/spoiler]

    • http://disqus.com/toprakk/ toprak

      [spoiler effect="simple"]bence filmin sonunda tommy, eşini hayata döndürmek istemesinin ya da ölümsüzlüğü aramasının mantıkdışılığını anlıyor.. filmde anlatılan zamanların ki ben boyut demek istiyorum -çünkü önce sonra diyemeyiz, bunun için kesin bir ifade yok filmde- bu boyutlar arasında geçtiğini düşünürsek biraz butterfly effect gibi yaklaşmak mantıksız olmaz.. çünkü aynı sahneyi 3 kez gösteriyor (izzy nin dışarıda yürümek istediği sahne, kar yağıyor vs..) ve sonuncusunda ne oluyor: tommy asistanını reddedip izzy nin peşinden koşuyor.. diğer boyutlara bakıyoruz: ikisinde de ölüm var: ağacın öz suyunu içen kitap kahramanı ölüyor (hayatına bitki olarak devam edecek olsa da ölüyor). rahip kılıklı çıplak ayaklı amca da bulutsuya yükseliyor neden? çünkü bulutsu ölüyor. parçalara ayrılacak (sonra başka şeylerde hayat bulup reenkarnasyon yaşayacak vs olabilir ama sonuçta ölüme gidiyor).. 3. boyuta geliyoruz. işte orada da ölüm var.. at kestanesini (yanılmıyorsam) mezarına gömmesi ölümden sonraki hayata inanan eşine duyduğu saygıdan ve bunu kabullenişinden diye düşünüyorum.. ki nitekim senaryonun sonunda biliminsanı yüce kişilik laboratuarına değil izzy nin yanına gidiyor, yani o ölümsüzlük ilacını yapıp yapmadığını bilmiyoruz.. ki; aşağıda bahsettiğim “bu gece benimle kalır mısın” cümlesiyle bize anlatılmak istenen, “kar yağıyor yürüyelim mi” soruna “evet” dedirterek kendini ispatlamış oluyor bana göre..[/spoiler]

  • http://www.sivrisinema.com/ fafatuka

    İzlemesi güzel ama anlaması ve açıklaması zor bir film. Fazlasıyla konsantrasyon gerekiyor. Üç farklı hikaye anlatıldığı ve bu hikayeler çok farklı zamanlarda geçse bile birbirinden bağımsız olmadığı için, bazı noktalar kaçırılırsa filmden kopabilirsiniz. Bunun yanında mükemmel bir görselliğe sahip The Fountain. Benim puanım 9. O da aslında hikayenin daha anlaşılır anlatabileceğini düşündüğüm için.

    Bir de filmle ilgili bir çözümlemeyi ki bu tamamen şahsi çözümlememdir, yazarı olduğum sitede yazmıştım. Oradan bir paragrafı buraya aktarmak istiyorum, izlemiş olanlar okursa ne kadarı doğru burada tartışabiliriz. İzlememiş olanlara spoiler elbette bu paragraf :)

    [spoiler effect="simple"]Olayların başlangıcı ikibinli yıllar, yani günümüz. Tommy ki kendisi bir biliminsanıdır, karısı ölümcül bir hastalığa yakalanınca onu tedavi edecek bir ilaç geliştirme peşine düşer. Öte yandan karısı İzzi, bu uğraşın gerekli olmadığı, ölümün düşünüldüğü gibi kötü bir şey olmadığı düşüncesindedir. Ölüm yeni bir başlangıçtır ona göre. Bu düşünceye araştırdığı Mayalar’ın inançlarıyla vardığını sanıyorum. Zira o kadar inanmıştır ki rüyasında mezarına bir tohum ekilen ve böylece bir ağaç olarak tekrar yaşamaya başlayan bir Maya görür. Bunu kocasına da anlatır ve “Ben korkmuyorum” der, kocasının da ölümü bir son olarak düşünmesini istemez. Aynı zamanda İzze bir roman yazmaktadır. 16.yy’da geçen romanda “hayat ağacı”nı arayan bir İspanyol asker vardır. Filmde bu askerin yaşadıklarını da yani romanın canlandırılmasını da izleriz. İzzi bu romanı kocasına inandığı şeyleri anlatmak için yazmıştır, yani kocasının ilaç bulma çabasını gördükçe ölüme çare bulmanın gereksiz olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Zira filmin bir yerinde Tommy “Ölüm bir hastalıktır ve ilacını mutlaka bulacağım” der. Romanın sonunu yazmayan İzzi, kocasından romanı tamamlamasını ister. Burada kocasına bir seçim hakkı tanıdığını sanıyorum. Çünkü ölümü tedavi edilebilir bir hastalık olarak gören birini ölümle barıştırmanın kolay olmadığını düşünüyor olsa gerek. Neyse lafı uzatmadan sadede gelelim. İzzi’nin öldüğü gece Tommy’nin çalışmalarının sonuç verdiği haberi gelir. Tommy filmin bir yerinde karısının mezarına bir tohum eker. Bu önemli, çünkü karısnın rüyasında anlattığı şey şimdilik elindeki tek çaredir, yani İzzi’nin mezarında büyüyen bir ağaçta yaşama ihtimali. İlaç sayesinde yüzyıllar boyunca yaşayan Tommy, bir şekilde yeniden hayat verecek olan Şibalba’ya doğru yola çıkar, ağaç olarak yaşamaya devam eden İzzi ile beraber. Amacı yıldıza ulaşıp karısını yeniden hayata döndürmektir.[/spoiler]

    • toprak

      [spoiler effect="simple"]bence filmin sonunda tommy, eşini hayata döndürmek istemesinin ya da ölümsüzlüğü aramasının mantıkdışılığını anlıyor.. filmde anlatılan zamanların ki ben boyut demek istiyorum -çünkü önce sonra diyemeyiz, bunun için kesin bir ifade yok filmde- bu boyutlar arasında geçtiğini düşünürsek biraz butterfly effect gibi yaklaşmak mantıksız olmaz.. çünkü aynı sahneyi 3 kez gösteriyor (izzy nin dışarıda yürümek istediği sahne, kar yağıyor vs..) ve sonuncusunda ne oluyor: tommy asistanını reddedip izzy nin peşinden koşuyor.. diğer boyutlara bakıyoruz: ikisinde de ölüm var: ağacın öz suyunu içen kitap kahramanı ölüyor (hayatına bitki olarak devam edecek olsa da ölüyor). rahip kılıklı çıplak ayaklı amca da bulutsuya yükseliyor neden? çünkü bulutsu ölüyor. parçalara ayrılacak (sonra başka şeylerde hayat bulup reenkarnasyon yaşayacak vs olabilir ama sonuçta ölüme gidiyor).. 3. boyuta geliyoruz. işte orada da ölüm var.. at kestanesini (yanılmıyorsam) mezarına gömmesi ölümden sonraki hayata inanan eşine duyduğu saygıdan ve bunu kabullenişinden diye düşünüyorum.. ki nitekim senaryonun sonunda biliminsanı yüce kişilik laboratuarına değil izzy nin yanına gidiyor, yani o ölümsüzlük ilacını yapıp yapmadığını bilmiyoruz.. ki; aşağıda bahsettiğim “bu gece benimle kalır mısın” cümlesiyle bize anlatılmak istenen, “kar yağıyor yürüyelim mi” soruna “evet” dedirterek kendini ispatlamış oluyor bana göre..[/spoiler]

  • http://disqus.com/toprakk/ toprak

    bağımsız yönetmen darren aronofsky’ın hollywood çıkarması..

    genel olarak 3 (boyutsal kavram olarak düşünelim) zaman arası geçişler, bağlantılar ve paralellik var filmde.. fragman vs hep bunun üzerine.. ama aslında 4 farklı zaman dilimi olduğunu düşünüyorum.. biraz dikkat ile bana katılacağınızı sanıyorum..

    film ölümsüzlük arzusu, aşk vs den bahsediyor.. doğrudur.. fakat filmin amacı/ görmemizi istediği nedir?

    bence, tüm filmin kendini özetlediği cümle şu:

    “bu gece benimle kalır mısın?”

    çoğu zaman “mantık” adına yaptığımız “mantıksızlıkları” anlatıyor bu film..

    görsel açıdan ikiye ayırıyorum:

    zengin aronofsky:

    her zaman için yalın olanın görselliğini tercih ettiğimden efektlerin fazlaca abartıldığını düşünüyorum.. aynı konuyu aynı kurgu ile çok daha yalın ve çok daha şık bir görsellikle anlatabilirdi aronofsky, anladığım kadarıyla para fazla gelmiş..

    renkler konusunda da çok başarılı olduğunu düşünmüyorum, hele ki “abartılan sarı” epeyce boğmuş atmosferi.. bu nedenle de; temelde bilim kurgu’ya sadece ucundan yaklaşan senaryo, bilim-kurgu filmlerinin gerçekdışılıktan kaynaklanan basitliğini rahatsız edici şekilde hissettiriyor malesef.. hem basitleşiyor hem boğuyor..

    bağımsız aronofsky:

    gün ışığının masumiyete vuruşu olarak adlandırabileceğim sahneler bile yeter izlemek için.. rachel weisz rolüne yakışmış.. yakın çekimlerin bazıları “çirkin görüntü” oluşturabilecek kadar abartılmış ama genel olarak kadrajlar güzel.. bir sahnede yakın çekim – yüksek ses / uzak çekim – alçak ses uygulanmış ki takdir ettim.. izzy’nin şapkasındaki tüyler bile senaryo ile uyumlu idi :) onu da belirtelim..

    3 farklı (otomobil – at – uzay aracı mıdır nedir artık bilmiyorum 3. yü :) ) araçla 3 farklı zaman diliminde aynı yoldan geçilen sahne epey etkileyici olmuş, iyi de düşünülmüş.. (trailer’da da görebilirsiniz..)

    müzikler.. filmin etkileyiciliğini büyük ölçüde müziklerin sağladığı kanaatindeyim.. temalarla oldukça uyumlular.. client mansell bu işi biliyor.

  • toprak

    bağımsız yönetmen darren aronofsky’ın hollywood çıkarması..

    genel olarak 3 (boyutsal kavram olarak düşünelim) zaman arası geçişler, bağlantılar ve paralellik var filmde.. fragman vs hep bunun üzerine.. ama aslında 4 farklı zaman dilimi olduğunu düşünüyorum.. biraz dikkat ile bana katılacağınızı sanıyorum..

    film ölümsüzlük arzusu, aşk vs den bahsediyor.. doğrudur.. fakat filmin amacı/ görmemizi istediği nedir?

    bence, tüm filmin kendini özetlediği cümle şu:

    “bu gece benimle kalır mısın?”

    çoğu zaman “mantık” adına yaptığımız “mantıksızlıkları” anlatıyor bu film..

    görsel açıdan ikiye ayırıyorum:

    zengin aronofsky:

    her zaman için yalın olanın görselliğini tercih ettiğimden efektlerin fazlaca abartıldığını düşünüyorum.. aynı konuyu aynı kurgu ile çok daha yalın ve çok daha şık bir görsellikle anlatabilirdi aronofsky, anladığım kadarıyla para fazla gelmiş..

    renkler konusunda da çok başarılı olduğunu düşünmüyorum, hele ki “abartılan sarı” epeyce boğmuş atmosferi.. bu nedenle de; temelde bilim kurgu’ya sadece ucundan yaklaşan senaryo, bilim-kurgu filmlerinin gerçekdışılıktan kaynaklanan basitliğini rahatsız edici şekilde hissettiriyor malesef.. hem basitleşiyor hem boğuyor..

    bağımsız aronofsky:

    gün ışığının masumiyete vuruşu olarak adlandırabileceğim sahneler bile yeter izlemek için.. rachel weisz rolüne yakışmış.. yakın çekimlerin bazıları “çirkin görüntü” oluşturabilecek kadar abartılmış ama genel olarak kadrajlar güzel.. bir sahnede yakın çekim – yüksek ses / uzak çekim – alçak ses uygulanmış ki takdir ettim.. izzy’nin şapkasındaki tüyler bile senaryo ile uyumlu idi :) onu da belirtelim..

    3 farklı (otomobil – at – uzay aracı mıdır nedir artık bilmiyorum 3. yü :) ) araçla 3 farklı zaman diliminde aynı yoldan geçilen sahne epey etkileyici olmuş, iyi de düşünülmüş.. (trailer’da da görebilirsiniz..)

    müzikler.. filmin etkileyiciliğini büyük ölçüde müziklerin sağladığı kanaatindeyim.. temalarla oldukça uyumlular.. client mansell bu işi biliyor.

  • http://www.sivrisinema.com/ fafatuka

    Evet filmi söylediğiniz şekilde de okumak mümkün elbette. Ben filmi ölümden sonraki hayatı sorgulama olarak düşündüm hep. Çünkü
    [spoiler effect="simple"]biliminsanı karısıyla gitmeyip laboratuvarına döndüğü ya da karısnın daveti üzerine onunla gittiği iki boyutta da sonuç değişmiyor, karısı ölüyor. Adam ancak ölümü bir son, bir yok oluş değil yeni bir başlangıç olarak kabul ettiği zaman huzur bulabiliyor.[/spoiler]

    Neyse, güzel zihin jimnastiği bunlar :)

    • http://disqus.com/toprakk/ toprak

      ölümden sonraki hayat değil de ölümden sonraki hayata olan bakış açısı bence sorgulanan (şeylerden bir diğeri diyeyim).. ve spoiler içinde yazdıklarınıza katılıyorum ki benim tezimi destekler nitelikteler zaten :)

  • http://www.sivrisinema.com/ fafatuka

    Evet filmi söylediğiniz şekilde de okumak mümkün elbette. Ben filmi ölümden sonraki hayatı sorgulama olarak düşündüm hep. Çünkü
    [spoiler effect="simple"]biliminsanı karısıyla gitmeyip laboratuvarına döndüğü ya da karısnın daveti üzerine onunla gittiği iki boyutta da sonuç değişmiyor, karısı ölüyor. Adam ancak ölümü bir son, bir yok oluş değil yeni bir başlangıç olarak kabul ettiği zaman huzur bulabiliyor.[/spoiler]

    Neyse, güzel zihin jimnastiği bunlar :)

    • toprak

      ölümden sonraki hayat değil de ölümden sonraki hayata olan bakış açısı bence sorgulanan (şeylerden bir diğeri diyeyim).. ve spoiler içinde yazdıklarınıza katılıyorum ki benim tezimi destekler nitelikteler zaten :)

  • dodoali

    sanatsal filmlerden hoşlanıyosanız izleyin ama ben beğenmedim…