Manderlay Türkçe Dublaj

Üçlemenin ikinci filminde fırsatlar Ülkesi Amerika üzerine yorumlarına devam eden Lars Von Trier, bu filmde Nicole Kidman’ın rolünü Bryce Dallas Howard’a, James Caan’ın rolünü ise Willem Dafoe’ya vermiş.

Yıl 1933. Dogville’den ayrılan Grace ve babası , yaşanacak daha güzel bir yer bulmak üzere Güney’de turlamaya başlamışlardır. Karşılarına köleliğin tüm hızıyla devam ettiği bir köy çıkar. Grace, buranın halkıyla çatışmayı göze alarak, yerleşmeye karar verir…


Manderlay (2005) Filmini Türkçe TR Dublaj Divx (hd) Yüksek Kalitede Online İzliyorsunuz

Popüler Aramalar

  • Dogville türkçe dublaj indir
  • dogville türkçe dublaj tek link indir
  • dogville indir
  • dogville tr dublaj tek link indir
  • odfi Dogville
  • dogville divxkurdu indir tek link
  • dogville türkçe dublaj izle hd
  • dogville tek link tr dublaj indir
  • dogville tr dublaj indir
  • dogville tek link türkce dublaj indir

Yorumlar

  • http://disqus.com/toprakk/ toprak

    insan cahilliğinin “hakikat” karşısındaki acizliğini, “mutlak doğru”ya olan açlığını resmeden bir filmdir.. şapkamı çıkararak başlıyorum yorumuna..

    demokrasi, özgürlük, eşitlik, hoşgörü, humanizm vs vs ne kaldı ipe çekilmedik bilmem.. ama filmi seyrettikten sonra daha da bir emin olduğum şey varsa o da Ahmed Hilmi’nin şu sözüdür:

    “İnsanlar mantığı kendi söyledikleri doğru görünsün diye icat etmişlerdir.”

    lars devamlı uç noktalarda dolaşıyor. fıtrattaki zıtlıkları hususen de şehvet – gadap – zeka üçlüsünü uç noktalarında ele alıyor. senoryalarındaki o farklı tını da buradan geliyor bence.. o uçları karşı karşıya getirip hodri meydan diyor, ama siz hayır bundan bende hiç yok diyemiyorsunuz! işte bu yüzden, insan doğasına göz atmak, insan’ı tanımak isteyen yeterli olgunluğa erişmiş* herkes izlemeli bu filmi..

    baş kahramanımız bu sefer acınası ahlaklı ezik genç kız yerine (Dogville), istediğini istediğine yaptırabilecek güçlü yönetici pozisyonunda çıkıyor karşımıza.. birbirine zıt iki karakter..
    ama oyun: “şaşırtıcı derecede aynı”
    işte trier’in anlatmak istediği de bu sanıyorum..

    film o kadar çok şey anlatıyor ki.. nerdeyse her cümlesi çok değerli.. görmek isterseniz akılcılık – din – şüphecilik – teslimiyet – deneme/yanılma felsefesi ile yaşamak gibi çok derin ve bir o kadar tartışmalı -başkalarıyla değil en başta kendimizle- olan konulara açtığı farklı pencerelerden başınızı uzatıp, kaşlarınızı kaldırıp, gözlerinizi kocaman açarak bakabilir, idrak etmeye çalışabilir, yargılayabilirsiniz..

    filmi izlerken ben ya da düşüncelerim ya da hislerim kaç kez “buww” moduna girdi bilmiyorum.. eleştirmenlere hak vermemek elde değil, lars gerçekten de izleyiciyi dövüyor! yoruluyorsunuz az biraz (?!)

    aynı dogville deki gibi yine çok kısıtlı bir mekan.. çok kısıtlı renkler.. kısıtlı kişiler.. hatta çoğu zaman sanki kamera arkası görüntüleri havasında.. ama işte anlayamadığım şey de tam bu; bütün bunlara rağmen görsel açıdan nasıl bir güzellik söz konusudur.. nasıl özenle seçilmiştir renkler, kıyafetler, nasıl bir atmosfer oluşturulmuştur ki bırakın gerçekdışı ya da itici hissetmeyi resmen kendine çekiyor görüntüler..

    tabi ki John Hurt -anlatıcı- nın tempoyu yüksek tutmak ve izlenilirliği arttıkmaktaki rolu de asla yadsınamaz.. öyle yerleri öyle bir ses tonuyla anlatıyor ki kafanız da duygularınız da iyice karma karışık olup çıkıyor.. film boyunca sürüp giden kasvet havasını bir anda dağıtıveriyor..

    nicole kidman görsel açıdan role daha çok yakışmıştı bence ama oyunculuk açısından bakarsak bryce dallas howard’ın da gayet iyi iş çıkardığı kesin..

    söylemeden geçemeyeceğim bir diğer konu ise; “aksanlar” .. müthiş güzellikteler..

    *bana göre yeterli olgunluk kişilikle alakalı bir durumdur.. ama +18 diye adlandırılan bir takım sahneler olduğunu da yeri gelmişken belirtmek isabetli olacaktır..

  • toprak

    insan cahilliğinin “hakikat” karşısındaki acizliğini, “mutlak doğru”ya olan açlığını resmeden bir filmdir.. şapkamı çıkararak başlıyorum yorumuna..

    demokrasi, özgürlük, eşitlik, hoşgörü, humanizm vs vs ne kaldı ipe çekilmedik bilmem.. ama filmi seyrettikten sonra daha da bir emin olduğum şey varsa o da Ahmed Hilmi’nin şu sözüdür:

    “İnsanlar mantığı kendi söyledikleri doğru görünsün diye icat etmişlerdir.”

    lars devamlı uç noktalarda dolaşıyor. fıtrattaki zıtlıkları hususen de şehvet – gadap – zeka üçlüsünü uç noktalarında ele alıyor. senoryalarındaki o farklı tını da buradan geliyor bence.. o uçları karşı karşıya getirip hodri meydan diyor, ama siz hayır bundan bende hiç yok diyemiyorsunuz! işte bu yüzden, insan doğasına göz atmak, insan’ı tanımak isteyen yeterli olgunluğa erişmiş* herkes izlemeli bu filmi..

    baş kahramanımız bu sefer acınası ahlaklı ezik genç kız yerine (Dogville), istediğini istediğine yaptırabilecek güçlü yönetici pozisyonunda çıkıyor karşımıza.. birbirine zıt iki karakter..
    ama oyun: “şaşırtıcı derecede aynı”
    işte trier’in anlatmak istediği de bu sanıyorum..

    film o kadar çok şey anlatıyor ki.. nerdeyse her cümlesi çok değerli.. görmek isterseniz akılcılık – din – şüphecilik – teslimiyet – deneme/yanılma felsefesi ile yaşamak gibi çok derin ve bir o kadar tartışmalı -başkalarıyla değil en başta kendimizle- olan konulara açtığı farklı pencerelerden başınızı uzatıp, kaşlarınızı kaldırıp, gözlerinizi kocaman açarak bakabilir, idrak etmeye çalışabilir, yargılayabilirsiniz..

    filmi izlerken ben ya da düşüncelerim ya da hislerim kaç kez “buww” moduna girdi bilmiyorum.. eleştirmenlere hak vermemek elde değil, lars gerçekten de izleyiciyi dövüyor! yoruluyorsunuz az biraz (?!)

    aynı dogville deki gibi yine çok kısıtlı bir mekan.. çok kısıtlı renkler.. kısıtlı kişiler.. hatta çoğu zaman sanki kamera arkası görüntüleri havasında.. ama işte anlayamadığım şey de tam bu; bütün bunlara rağmen görsel açıdan nasıl bir güzellik söz konusudur.. nasıl özenle seçilmiştir renkler, kıyafetler, nasıl bir atmosfer oluşturulmuştur ki bırakın gerçekdışı ya da itici hissetmeyi resmen kendine çekiyor görüntüler..

    tabi ki John Hurt -anlatıcı- nın tempoyu yüksek tutmak ve izlenilirliği arttıkmaktaki rolu de asla yadsınamaz.. öyle yerleri öyle bir ses tonuyla anlatıyor ki kafanız da duygularınız da iyice karma karışık olup çıkıyor.. film boyunca sürüp giden kasvet havasını bir anda dağıtıveriyor..

    nicole kidman görsel açıdan role daha çok yakışmıştı bence ama oyunculuk açısından bakarsak bryce dallas howard’ın da gayet iyi iş çıkardığı kesin..

    söylemeden geçemeyeceğim bir diğer konu ise; “aksanlar” .. müthiş güzellikteler..

    *bana göre yeterli olgunluk kişilikle alakalı bir durumdur.. ama +18 diye adlandırılan bir takım sahneler olduğunu da yeri gelmişken belirtmek isabetli olacaktır..